Belgesel Günlerinde “Bir Bilim Savaşçısı: Atatürk”

Belgesel Günlerinde “Bir Bilim Savaşçısı: Atatürk”

“Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinlikleri 10 Kasım 2010 Çarşamba günü “Bir Bilim Savaşçısı: Atatürk” belgeseliyle devam etti.

Eklenme Tarihi: 22 Ocak 2014 Çarşamba

 

“Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinlikleri 10 Kasım 2010 Çarşamba günü “Bir Bilim Savaşçısı: Atatürk” belgeseliyle devam etti. Belgeselden sonra yapılan söyleşi bölümünün konukları Ahmet Hızarcı ve Celal Kazdağlı oldu.

 

Belgesel Hakkında

Atatürk’ü anlatmak istediğimizde birçok sıfat bulabiliriz. Onun bir kurtuluş savaşçısı olduğunu söyleyebiliriz. Bir asker, bir lider, bir devlet adamı olduğunu söyleyebileceğimiz gibi. Ama O’nun için “bir bilim adamıydı” diyemeyiz. Evet Atatürk’ün bir bilim adamı olduğunu söyleyemeyiz. Lakin Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar bilimin medreseye karşı verdiği mücadelenin başkahramanıydı diyebiliriz Atatürk için. Atatürk’ün doğumundan 108 yıl önce başlayan ve 1933 yılında Darülfünun yerine İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasıyla biten bir mücadelenin zafer kazanan başkahramanı sıfatını pekâlâ Atatürk’e verebiliriz.


Oysa bu, Atatürk’ün bugüne kadar fazla bilinmeyen bir yönüdür. Osmanlı’da batı tipi eğitim vermek amacıyla kurulan ilk okul Deniz Mühendishanesi’dir. 1773 yılında kurulan Deniz Mühendishanesi’ni 1795 yılında açılan Kara Mühendishanesi izlemiştir. Sonra da Askeri Tıp Mektepi kurulmuştur.


Atatürk’ün doğumundan 108 yıl önce başlayan medresenin dışında batı tipi eğitim mücadelesi Osmanlı döneminde hep sürdü. Batı tipi okullar kurulmasına rağmen medrese eğitimi de bir yandan devam etti.

 

Atatürk bir kaç gün süren mahalle mektebi dışında hep batı tipi okullarda eğitim gördü. Osmanlı’nın en iyi kurumlarında en iyi hocalardan eğitim aldı.


Bu eğitim Mustafa Kemal’i hep batı ile Osmanlı’yı mukayese imkânı verdi. Batı’dan öğrendiklerini önce Osmanlı sonra Türkiye Cumhuriyeti’nde uyguladı.


Atatürk’ün daha öğrencilik yıllarında batı gazetelerini okumaya ve oradaki gelişmeleri takip etmeye başladı. Batı’yı görmesi ise göreve başlamasından kısa süre sonra oldu. Fransa’ya Pikaldi tatbikatları için gitti. Döndüğünde bir askeri eğitim kitabı yazdı ve Selanik bölgesinde verdiği eğitimlerde bu kitabı izledi.

 

Mustafa Kemal II. Meşrutiyet ile başlayıp Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar süren savaş yıllarında hiç bir dönem kitaptan ayrı kalmadı. Cephede bile okudu ve notlar aldı. Çanakkale savaşı bunlardan biridir. Sonra Diyarbakır cephesinde düzenli ve belli amaca yönelik okumalarını hızlandırdı. Mustafa Kemal’in bilime verdiği önem ilk kurtuluş mücadelesini başlattığı yıllarda açıkça ortaya çıktı.


Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu ile birlikte bir de kitaplık kurdurdu. Bir yandan kurtuluş ordusunu hazırlarken öte yandan eğitim ordusunun kuruluşuna öncülük etti.

 

Polatlı’ya kadar yaklaşan Yunanlıların top seslerinin duyulduğu sırada Ankara’da “muallimleri” topladı ve 6 gün süreyle eğitim konuların tartıştı. Savaşın o zor şartlarında herkesi askere aldı ama öğretmen ve gazetecileri ayrı tuttu. Onları okullara gönderdi ve her şart altında eğitimin sürmesini istedi. İstanbul’dan Ankara’ya milli kurtuluş için cephane ve asker kadar kitap ve okumuş insanın gelmesini de sağladı. Savaş ortasında Ankara’da Harita Mektebi’ni kurdurdu.

 

Ama Atatürk’ün bilime ve eğitime verdiği asıl önem 9 Eylül 1922’den sonra anlaşıldı. Atatürk düşmanı denize döküp savaşı kazandıktan sonra zaferi ilan etmedi. Bunun nedeni 45 gün sonra Bursa’da öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmada anlaşıldı. Atatürk öğretmenlere, “Ordularımızın ihraz ettiği (kazandığı) zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı. Hakiki zaferi siz ihraz ve iademe edeceksiniz” dedi ve adeta bilim zaferinin kazanılması için “görevi teslim” etti.

 

Mustafa Kemal Cumhuriyeti ilan ettiğinde Türkiye’de 39 mühendis vardı. Yetişmiş kadro yoktu. Cumhuriyet o dönem orta öğrenimi bile sürdürecek öğretmenden kadrosundan yoksundu. Üniversite düzeyinde eğitimin sürdürülmesi ise neredeyse mümkün değildi.

 

İstanbul’da bulunan Darülfünun ise medrese zihniyetiyle eğitim veriyor ve Cumhuriyet devrimlerinin daima karşısında duruyordu. Atatürk orayı kapatmayı çok istiyordu ama yerine koyacak hiç bir şey yoktu.

 

O yüzden Atatürk kritik bir karar aldı. Ortaokul ve liseleri tek tek dolaştı. Birçok sınava bizzat girdi. Ankara’da katıldığı bir lise sınavı uzayınca Ankara Palas’taki baloya gidişini iptal etti.


Buradan zeki ve okumaya istidatlı öğrencileri birer birer seçti. Onları kıt imkânlara rağmen yurt dışına gönderdi. Başta adını matematik tarihine altın harflerle yazdıran Ordinaryus Prof. Dr. Cahit Arf başta olmak üzere onlarca öğrenci yüzünü kara çıkartmadı. Onlar ülkeye döndükten sonra Türkiye eğitim devrimi yapılabildi. İşte o zaman 1933 yılında Darülfünun kapandı yerine İstanbul Üniversitesi çağdaş Türkiye’nin Batı tipi eğitim veren ilk üniversitesi olarak kuruldu.

 

İşte o tarihte bilim medreseye karşı kesin zaferini ilan ve tescil etti. Atatürk bununla yetinmedi uzun süre çalıştığı eğitim reformunu tam anlamıyla uygulamaya başladı. İkinci dünya savaşı öncesi Hitler zulmünden kaçan bilim adamlarının Türkiye’ye gelmesi için özel tedbirler aldırdı. O dönem yabancı hocalara milletvekili maaşının 3 katı ücret ödeyerek bilime verdiği önemi bir kez daha gösterdi.

 

Atatürk ve Bilim belgeseli işte bilimin medreseye karşı bu müthiş mücadelenin etkileyici hikâyesini anlatacak. Aslında bu hikâye o mücadelenin başkahramanı Mustafa Kemal’in hikâyesi.

 

Belgesel sadece geçmiş bir gerçeği ortaya çıkarmakla kalmayacak, bilimin ve teknolojinin bu kadar önem kazandığı günümüzde bir devlet adamının neler yapabileceğini de bize hatırlatacak.

 

Hemen yanı başımızda bir teknoloji savaşının verildiği bir ortamda Atatürk’ün daha o yıllardan bilime ve teknolojiye ne kadar önem verdiğini görüp anlayacağız.

 

Atatürk yaptıklarıyla bize bu defa bilim ve teknoloji alanında ışık tutacak, örnek olacak.


Yeni Haberler