Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesini 78.yılı Kutlu olsun.

Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesini 78.yılı Kutlu olsun.

Bugün 5 Aralık 2012. Bundan tam 78 yıl önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasa tasarısını kabul etti.

Eklenme Tarihi: 05 Aralık 2012 Çarşamba

Bugün 5 Aralık 2012. Bundan tam 78 yıl önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasa tasarısını kabul etti. 7 Aralık 1934’te bu önemli hak İstanbul’da kadınların katıldığı büyük bir mitingle kutlandı.
  
Türkiye’de kadınlar haklarına kavuşurken Avrupa’daki ülkelerde bu düzenlemelere yaklaşan öneriler bile dillendirilmiyordu. Birkaç örnek vermek gerekirse: Kadınlara seçme ve seçilme hakkı; Fransa ve İtalya’da 1946 yılında, Türk medeni kanununun hazırlığı sırasında örnek aldığımız İsviçre’de ise 1971 yılında verildi.
  
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1926-1934 yılları arasında kadın haklarına verdiği öncelik tüm dünyaya örnek teşkil etti. Ancak bu ivme yıllar içinde yavaşladı, hatta gerilemeye başladı. Günümüzde kadın hakları ihlalleri toplumda neredeyse sıradan karşılanan gündem maddeleri arasına girdi. Beşiktaş Belediyesi olarak Cumhuriyet’in ilk yıllarında kazanılan bu hakların daha da ileri götürülmesi için var gücümüzle çalışacağız. Değerli Beşiktaş kentlilerine Cumhuriyet’in ilk yıllarına götürüp, kadın hakları konusunda yaşanılan devrimleri bir kez daha hatırlatmak istedik. B+ Dergisi’nin 14. sayısında yayımladığımız, Osman Bahadır imzalı “Cumhuriyet’in Hukuk ve Kadın Hakları Mirası” başlıklı yazısını bu günün anısına sizlerle paylaşıyoruz.
  
CUMHURİYETİN HUKUK VE KADIN HAKLARI MİRASI
Yazı: Osman Bahadır
  
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nde 1926-1934 yılları arasındaki süreç, kadın hakları yönünden dünya tarihinde bir devrimdir. Bazı Avrupa ülkelerinde bile olmayan seçme ve seçilme hakkını alan Türk kadını, pek çok meslek dalında eğitim basamaklarını tırmanarak aydınlanmada başrolü oynadı. 
  
Genç Cumhuriyet’in bize bırakmış olduğu en büyük miraslardan biri de, 1926 yılında gerçekleştirilen hukuk devriminin sonuçlarıdır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, gerek eğitimin yükseltilmesi, gerekse halk sağlığının düzeltilmesi ve korunması alanında gerçekleştirdiği olağanüstü başarıların yanı sıra bir başka başarısı da, 1926 yılında Medeni Kanun’un kabul edilmesiyle gerçekleşen hukuk devriminin ve kadın hakları devriminin yarattığı büyük toplumsal sonuçlardır.
   
Osmanlı devlet geleneğinde İslam dini, sadece bir inançlar bütünü olarak kalmıyor, aynı zamanda hukuk kurallarını da önemli ölçüde belirliyordu. Osmanlı hukuku, tam bir teokrasi hukuku değildi, fakat yine de dini kurallar, halkın toplumsal yaşamını kapsayan hukukun önemli bir kısmını oluşturuyordu.
  
Cumhuriyet, anayasayı ve yasaları dini kuralların dışına çıkartarak, ülkemiz tarihinde ilk kez bütün hukuksal ilişkileri tutarlı, laik ve modern bir hukuk sistemi içinde bütünleştirdi.
   
Atatürk, 25 Ekim 1925 tarihinde, Ankara Hukuk Fakültesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, diğer şeylerin yanı sıra şunları söylüyordu: “Ulusumuz, devrimci değişmelerin doğal ve zorunlu gereği olarak ihtiyaçların değişip gelişmesiyle sürekli olarak değişip gelişme kuralına dayanan dünyevi bir rejim görüşünü hayatın zorunlu koşulu olarak benimsemiştir. Artık devrimin hukuk temellerini atmak; devrimimizin düşünce biçimine ve gereklerine uygun hukukçular yetiştirmek zamanı gelmiştir.”
    
Atatürk’ün bu konuşmasından sadece birkaç ay sonra, İsviçre Medeni Kanunu’ndan yararlanılarak hazırlanan Medeni Kanun tasarısı, 17 Şubat 1926’da Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Medeni Kanun tasarısının hazırlanışı sırasında İsviçre Medeni Kanunu, en başarılı ve gelişmiş bir kanun tasarısı olarak görülmüş ve temel olarak ondan yararlanılması benimsenmişti. İsviçre Medeni Kanunu, Türkiye’den önce Japonya’da, Türkiye’den sonra da Çin’de yeni hazırlanan medeni kanunların temelini oluşturmuştu.
   
Medeni Kanun tasarısının başlangıcında, bu kanunun çıkartılmasında çok büyük emekleri geçmiş olan Adalet Bakanı Mahmut Esat’ın (Bozkurt) bir gerekçe raporu bulunmaktadır. Mahmut Esat Bey bu bölümde şunları söylemektedir: “Modern çağda uygar uluslara özgü olan bütün haklarda direnen Türk ulusu bu kanunu almakla, o hakların gerektirdiği bütün sorumlulukları da yüklenmektedir. Bu kanunun yayınlandığı gün Türk ulusu temelsiz inançlardan ve geleneklerden, Tanzimat’tan beri süregelen sallanmalardan kurtulmuş olacaktır. O gün, eski bir uygarlığın kapılarının kapandığı, çağdaş ilerleme uygarlığına gidildiği gün olacaktır.”
   
Erkeklerle eşit haklar, devlet karşısında yasal güvence
    
Medeni Kanun, cumhuriyet ve demokrasi ilkelerini toplum yaşamına uygulamanın en etkili aracı olmuştur. Bu kanunla, yüzlerce yıl padişahlar ve devlet yöneticileri karşısında hiçbir yasal insani hakka sahip olmayan kul mertebesindeki insanlar, eşit haklara ve devlet karşısında yasal güvencelere sahip yurttaşlara dönüşmüştür. Ama bunun kadar önemli olan bir başka şey de, daha önce erkek karşısında yasal olarak hemen hiçbir hakka sahip olmayan kadınların, erkeklerle yasal bakımdan eşit statüye kavuşmaları olmuştur. Bu kanundan önce erkek, birden fazla kadınla evlenebiliyor ve istediği zaman da tek yanlı olarak evliliği sona erdirebiliyordu. Bu kanunun en önemli yanlarından biri, özellikle tek eşli resmi evlenme ailesini kurması ve evlenme ve boşanma ilişkilerini modern ve eşitlik ilkesine dayalı hukuki bir düzene sokmasıdır. Bu kanunla Türkiye’de kadınların önünde ilk defa büyük bir özgürlük alanı açılmış oluyordu.
  
Medeni kanun ayrıca mülkiyet hakları, miras hakları, sözleşme ilkeleri gibi daha birçok sosyal ilişkiler konularında gerekli olan hukuksal ilkeleri çağdaş ilişkiler düzeyine çıkarmış ve böylece toplumda yepyeni bir hukuksal çığır açmıştır.
  
Medeni Kanun, toplumsal yaşama sadece yeni bir düzen getirmekle kalmamış, fakat aynı zamanda toplumun bütünlüğünü sağlama konusunda Anayasa kadar başarılı bir rol oynamıştır. Medeni kanun yönlendirici özelliği nedeniyle, başka yeni çağdaş kanunların çıkarılmasının yolunu da açmış ve bu çerçevede, kişi ve soyadları, miras kanunu, özel mülkiyet, ticaret kanunları, borçlar kanunu, kanuni olarak oturma yeri gibi çağdaş uygarlıkta
önemli yerleri bulunan gelişmelere de kaynaklık etmiştir.

1926 yılında Medeni Kanun ile kadınların kazandığı yeni statü ve haklar, kadınların eşitlik ve özgürlük alanlarının daha da genişlemesine yol açmış ve bu gelişmeler, 1934 yılında kadınların milletvekili seçimlerinde de erkeklerle eşit yurttaşlık hakları kazanmaları ile taçlanmıştır.

Kadınların seçme ve seçilme haklarını elde etmeleri, 1926-1934 yılları arasında gerçekte çok ilginç bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir. Daha 1926 yılından önce, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınlara öncelikle eğitim ve kamu hizmetlerine girebilme alanında eşitlik sağlanmıştı. Bu yolla kadınların sosyal ve mesleki yaşamda rol almaları amaçlanıyordu. İlk kez 1922-1923 öğrenim yılında İstanbul Darülfünun Tıp Fakültesi, kız öğrenci almaya başladı.

Daha önce Tıp Fakültesi’ne kabul edilmedikleri için tıp eğitimi görmek üzere yurt dışına giden Dr. Safiye Ali, Dr. Semiramis (Tezel) gibi birkaç genç kız bu yıllarda yurda dönmüş ve hekimlik yapmaya başlamıştı. 1928 yılında Tıp Fakültesi ilk kız öğrencilerini mezun etti. İffet Naim (Onur), Müfide Kazım (Küley), Hamdiye Abdürrahim (Maral), Sabiha Süleyman (Sayın) ve Suad Rasim (Giz), Cumhuriyet’in yurdumuzda yetişen ilk kadın hekimleri oldular.
Başka birçok meslek dalında da kadınlar giderek daha fazla yer almaya başladılar. Bu gelişmeye paralel biçimde, kadınlara toplumsal yaşamda ikinci planda ve bağımlı bir rol veren dinsel kuralların yerini laik kurallar alıyordu. 1926 Medeni Kanunu’yla kadınların evlenme, boşanma, velayet ve veraset gibi konularda erkeklerle eşit haklara sahip olması, bu süreci en çok hızlandıran gelişme oldu. Bunun yanı sıra, sosyal nitelikteki yasalara (örneğin iş kanununa ve emeklilik kanununa), kadınlarla ilgili olarak sağlık açısından daha koruyucu ve gözetici hükümler kondu.

Cumhuriyet döneminde kadınların elde ettikleri en önemli kazanım şüphesiz siyasal haklar konusundadır. Ancak bu kazanımların kademe kademe gelişen ilginç bir öyküsü vardır. Kadınların siyasal haklarındaki ilk gelişme Belediyeler Kanunu vasıtasıyla oldu. 3 Nisan 1930’da, kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan Belediye Kanunu kabul edildi. Böylece kadınlar da belediye meclisi üyeliğine seçilebilmeye başladı.

Bu hakkın kazanılmasını kutlamak üzere 11 Nisan 1930’da İstanbul’da büyük bir kadın mitingi düzenlendi. 26 Ekim 1933’te ise kadınlara köy ihtiyar heyetleri seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı vermek amacıyla Köy Kanunu’nda gereken değişiklik yapıldı. Böylece artık sıra daha üst düzeydeki siyasi hakların kazanılmasına gelmişti.

Türk kadını artık geriye dönülmez yolunda

5 Aralık 1934 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun tasarısı kabul edildi. 7 Aralık 1934 tarihinde, kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmalarını kutlamak amacıyla İstanbul’da kadınlar tarafından büyük bir miting düzenlendi.

Dört ay sonra da, 1935 yılının Nisan ayında Uluslararası Kadınlar Birliği’nin 12. kongresi, İstanbul’da toplandı. Kongrenin İstanbul’da toplanması sıradan bir olay değildi. Türkiye’nin kadın hakları konusunda sağladığı büyük gelişmelerin yarattığı ilgi, saygınlık ve heyecandan kaynaklanıyordu. Cumhuriyet hükümeti, Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi’ne her türlü desteği sağladı, Yıldız Sarayı’nı ve Yıldız Parkı’nı toplantılar süresince kongreye tahsis etti.
Kongrenin İstanbul’da toplanmış olmasının sonuçları da oldu. Ülkemizde kadın hakları konusundaki toplumsal bilincin daha da gelişmesine yol açtı.

1926 büyük hukuk devrimi, gerek genel olarak Cumhuriyet’in ve demokrasinin ülkemizdeki gelişmesi, gerekse özel olarak kadın haklarının yükselmesindeki rolü bakımından olağanüstü bir gelişmeye işaret eder. Bu büyük hukuk devriminin sonuçlarını, bugün artık geri döndürülemez bir biçimde genç Cumhuriyet’ten miras almış bulunuyoruz.

Yararlanılan kaynaklar:
 1- Türkiye’de Çağdaş Düşüncenin Gelişimi, Niyazi Berkes, Doğu-Batı Yayınları, İstanbul, 1974.
2- Üç Kuşak Cumhuriyet, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1998.
3- Sağlık Alanında Türk Kadını, Ed; Prof. Dr. Nuran Yıldırım, Novartis Yayını, İstanbul, 1998.
4- Cumhuriyet Gazetesi’nin 8-19 Nisan 1935 tarihli nüshaları.

B+ 14. sayı

Yeni Duyurular