8 Mart Coşkusu MKM’deydi!

8 Mart Coşkusu MKM’deydi!

Beşiktaş Belediyesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde MKM’de kadınlara yönelik pek çok anlamlı etkinliğe imza attı.

Eklenme Tarihi: 13 Mart 2015 Cuma

Beşiktaş Belediyesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde aralarında engellilerin de bulunduğu başarı kazanmış kadınlar başarı ve onur ödülüyle ödüllendirerek anlamlı bir etkinliğe imza attı.

Mustafa Kemal Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş, Beşiktaş Belediye Başkanı Av. Murat Hazinedar ve eşi Özlem Hazinedar, Avcılar Belediye Başlan Handan Toprak Benli ve çok sayıda davetli katıldı. Başarı kazanan kadınların ödüllendirildiği gecede kadın erkek eşitliği olgusuna vurgu yapıldı.

Sunuculuğunu Cem Karaca'nın eşi İlkim Karaca'nın yaptığı, Beşiktaşlı kadınların ve STK'ların da yoğun katılımıyla gerçekleşen geceye Didem ve Sinem Balık konseri damga vurdu.

Beşiktaş Belediyesi Oyun Gençlik ve Spor Kulübü de yöresel oyunlarıyla geceye renk kattı.

Avrupa ve dünya okçuluk şampiyonu bedensel engelli sporcu Burcu Dağ, halterde dünya üçüncüsü görme engelli sporcu Beyza Karataş’a başarı ödülü verildi. Türkiye çapında basın kuruluşlarına seçilen ilk kadın başkan, gazeteci ve öğretim görevlisi Pınar Türenç’e ise onur ödülü verildi.

Gecenin konuşmacılarından; Dilek Türker, “Biz kadınlara yaşatılan kötü şeyleri değiştireceğiz. Bu bizim yazgımız olmayacak” derken Nihal Kızıl, “8 Mart'ı kadınların mücadele, hak arama ve dayanışma günü" olarak kutlamamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Biliniz ki kadınlarımız yanınızda bizler varız!

Beşiktaş Belediye Başkanı Av. Murat Hazinedar ise gecenin sonunda yaptığı konuşmasında, “Kadınlar daha çok acı çekecek. Hep aziz Atatürk’ün verdiğinden bahsediyoruz ya, evet aziz Atatürk verdi biz ne kadar hak ettik. Kadınlar niye daha çok çekecek? Çünkü artık daha çok birey olmanın farkına varan, aydınlanan kadın talep etmeye başladı. O talep ettikçe erkek egemen toplum zorluk çıkaracak. Ama bu mücadele onlar tarafından iyi verilirse ancak gerçekten daha demokratik daha özgür ve daha güçlü bir Türkiye olabiliriz. Bilsinler pek çok erkek de yanlarında. Bugün kadına şiddete yönelik, bini aşan bisikletliyle ‘İki kıta bir can’ sloganıyla Boğaziçi Köprüsü’nü geçtik. Bu organizasyona desteğin yüzde 90’ı erkekti. Yani biliniz ki kadınlarımız yanınızda bizler varız. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nüzü kutluyorum” şeklinde konuştu.

Başkan Hazinedar’ın eşi Özlem Hazinedar ise konuşmasıyla salondan büyük alkış aldı:

Değerli Misafirler, Değerli Katılımcılar,

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kainatta yalnız gözüken ama çok güzel bir gezegende, adına dünya dediğimiz bu gezegende, insan denilen canlı türünün dişisine adanmış bir gün, bu gün…
Acaba yalnız ama güzel gezenimizin üstündeki daha da yalnız ama güzel bir ülkede, Türkiye’mde insan dişisinin durumu nedir? İnsan denilen canlının kurduğu medeniyet içerisinde, sanki ayrı bir canlı türüymüş gibi tanımlanmak bazen sizlere de garip gelmiyor mu?

Her gün elimize aldığımız gazetelerin 3. Sayfalarında ülkemizden, internette sörf yaparken tıkladığımız güncel haber sayfalarında, dünyadan okuduğumuz haberlerde, hemcinslerimize karşı yapılan türlü çeşit muameleye rastlıyor ve dehşete düşüyoruz.
Cenneti bile hurilerle tarif eden bir inanışa doğan kadınlarımızın 8 Mart’ta yasını tutacağı bir çok değeri var. Ne yazık!
Hala dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde “Eşit İşe Eşit Ücret” konuşuluyor. Yalnız ama güzel ülkemiz için ayrı bir başlık ise “Mecliste Kadın Kotası.” İş başvurularında maruz bırakıldığımız cinsiyet ayrımcılığı hepimizin sessizce geçiştirdiği bir konu…
Bu örnekleri sıralamak ve çoğaltmak o kadar kolay ki…

Bizler İçin hala dünyanın birçok yerinde biçilmiş olan roller; evimizin kadını, çocuğumuzun annesi olmak.
Hasbel kader, bunların dışında bir harici yaşam düzenine geçişimize izin verilse çok yerde yalnızca temizlik işçisi ya da bir tekstil atölyesinde emekçi olmaktan fazlası hayal olmaktan öteye gidemiyor.
Bu hayallerimiz için bile evin ‘doğal reisi’ olan erkeğe maaş dökümüyle teslimiyetimiz farz.

Anadolu kırsalında hala seçim günleri yaşlı annelerin, kocalarından ya da oğullarından aldıkları talimatla oy kullandıkları hangi simgenin üstüne mühür basmaları gerektiğinin ‘daha üst bir akıl olan erkek’ tarafından tarif edildiği malumunuz. Erkek çocuk doğurmak için yarışma kültürü halen aşılamamış halde. Bir kız çocuğu doğurduğunda ‘eh bu da yaşlılığımızda bize bakar artık’ denilerek; varlığına ve dünyaya gelişine dudak bükülen bir ‘alt insan’ kümesi olduğumuza yönelik kanaat pek hakim.
Bizler, varlıkları ‘asıl’ ya da ‘daha’ insan olan erkekler üzerinden, onların dünya kurgusunda, bize verebilecekleri değer ya da aşağılama ile onların önderliğinde, onlara uymak zorunda olduğumuzun bilinciyle ancak kendi patika yollarımızda yürüyüşlerimizi idame ettirebilecek aciz varlıklar mıyız?
Bu dünyadaki varlığımızın amaçları, buluğa erdikten sonra cinsellik objesi olup, kuluçka makinası işlevi görmek midir?
Kocalarımızın akşam ne yiyeceğini, çocukların beslenme çantasını, evin bozulan kombi cihazını düşünmekten başka derdimiz olamaz mı? Pazar gündüzden yıkanmış çamaşırları ütülemek ve hafta başına ev ahalisinin çekmecesini açtığında temiz çamaşırlarını orada hazır etmek dışında başka büyük sorumluluklar verilemez mi bizlere?
Bizler, bizim için yazılmış olan bize dayatılan kaderlerin mahkumları mıyız? Ve bu yaşam kurgusunu yaratan tek kuvvet, ‘erkek’ dediğimiz ‘adam’ dediğimiz ve insanın her formunu siluetinde gördüğümüz ve yaşadığımız evlerimizin beylerinden mi gelir? Babalarımızdan mı? Amcalarımız ya da dayılarımızdan mı?

Erkek egemen toplum acaba erkeğin muhayyilesinden çıkmış bir ütopik düzen midir? Kanaatimce ‘hayır’ değerli katılımcılar. Cinsiyetler arasındaki bu sömürü düzeni esnasında tam da insanın doğasından gelmekte. Zor ve acılı bir toprağa indirilmiş Adem ile Havva’nın sembolik olarak insanlığı, medeniyeti kurma öyküsünde, erkek kolunun gücüyle ve matematik yaratıcılığıyla, hedefi planlayan değil ama o hedefe ulaşmak için ihtiyaç duyulan fiziki kaynak iken ve ilk insanın dişisi; yani kadın, organizasyon becerisi denilen özelliğiyle aslında elinde tıpkı sopa tutan bir sahip gibi yönlendirici ve uyarıcı pozisyonda iken, sopanın önündekini kendimize zaman içinde bizler önder yapmışız. Kabahatin bir kısmı da bizde.
Artık üretim modelleri değişti. Medeniyetin ilerlemesi, insanlığın varlığının bekası için o fiziki güce ihtiyaç eskisi gibi yok artık. Ama doğurma yetisini elinde bulunduran ve çocuğuyla ilk 3 yıldaki o çok özel bağı kurma ve koruma hakkını ve becerisini tekelinde tutabilecek olan biz kadınlar, kadınlarımız hemcinslerimizden nefret etmemeyi önce kendimiz öğrenmeliyiz, oğullarımız üzerinden gelinlerimize eziyeti biz normal görmemeliyiz, << erkeler ağlamaz, erkek adam iş yapmaz, karı gibi ağlama, karı gibi gülme, erkeğin elinin kiri >> deyişlerini ‘ana’ dilimizden bizler uzak tutmalıyız.

Bu dünyada yaşamak ve iktidarın bir köşesinden pay almak için bir erkeğe muhtaç olmadığımızı anlamalıyız. Kanuni’nin Hürrem’i olmayı matah sandığımız müddetçe mücadele için silahlarımızın yalnızca cinselliğimiz ve doğurganlığımız olmadığını kendi kafamıza yerleştirmediğimiz sürece, kısmen kendi elimizle yarattığımız erkek egemen düzenden daha çok çekeceğiz. Ne de olsa, ‘efendi doğmadan önce köle vardı dünyada’
Evet, biz insan dişisiyiz, kadınız!
Ama yalnızca evimizin hanımı, çocuklarımızın anası, partilerin kotası, lüks otomobil reklamındaki kırmızı etekli, uzun bacaklı bedenin sahibi, iş hanının penceresini silip kazandığı 100 Tl’yi alkolik kocasına götürmeyi içine sindiren adsız varlığın bedeni, her başarılı erkeğin arkasındaki müzmin sessiz destekçi ya da “Viktorya’nın Sırrı” değiliz.

Evet, biz önce kadınız, değerliyiz, eşitiz ve önce insanız!

Av. Özlem Hazinedar



Foto Galeri


Yeni Haberler